Acının Dönüştürücü Gücü Üzerine Psikodinamik Bir Yaklaşım
Acı çoğu zaman kaçınılması gereken bir deneyim olarak görülür. Hayatın içinden geçen ama mümkünse çabuk geçmesi beklenen, üstü örtülen, bastırılan ya da hızla “iyileştirilmek” istenen bir şey… Oysa insan ruhunun derin katmanlarında acının bambaşka bir yeri vardır. Bazı acılar, yalnızca yaralamaz; aynı zamanda uyarır, fark ettirir ve dönüştürür.
Bu yazı, o iyi gelen acılar üzerine.
Psikodinamik kuram, duygusal acıyı yüzeydeki bir sorun olarak değil, geçmişle bağ kuran bir işaret olarak görür. Şu anda yaşanan kırgınlık, yalnızlık ya da anlamsızlık duygusu, çoğu zaman daha önce kelimeye dökülememiş, bastırılmış ya da kapsanmamış bir duygunun yankısıdır. Birey, bugünde acı çekiyordur ama bu acı, geçmişin gölgesini taşır.
Bu yüzden bazı acılar “orantısız” görünür. Küçük bir ihmal, büyük bir terk edilme duygusunu tetikler. Basit bir başarısızlık, derin bir değersizlik hissine dönüşebilir. Bu durum, bireyin zayıflığıyla ilgili değildir; aksine, bilinçdışında bir yerlere dokunulmuştur. Tam da bu noktada acının dönüştürücü gücü devreye girer. Çünkü acı, bastırılanın yüzeye çıkma biçimidir. Ve her yüzeye çıkan, yeniden anlamlandırılabilir.
Elbette acının kendisi kutsanacak bir şey değildir. Ama onunla kalabilme cesareti, insanı değiştirir. Çünkü duygusal acı, bir iç gerçeği ortaya çıkarır. Acıyla temas edebilen kişi, yalnızca iyileşmekle kalmaz; daha önce hiç görmediği parçalarını da tanımaya başlar. Kırılganlığını fark eder, öfkesini sahiplenecek alan bulur, sevgisini koruyamadığı yerlerdeki suçlulukla yüzleşebilir.
Bu süreçte kişi, kendine yabancı gelen duygularla tanışır: Belki de uzun süredir güçlü olmaya zorladığı benliğinin ne kadar yorgun olduğunu anlar. Belki de içindeki küçük bir çocuğun hâlâ görülmek istediğini… Psikodinamik düşünce, bu temasın yalnızca “hissetmek” değil, aynı zamanda bir içsel bağ kurmak olduğunu söyler. Duyguyla kurulan bağ, bireyle kendi geçmişi arasında kurulan bağla paraleldir.
İyi gelen acı, sızısı geçince yok olan değil; anlamı fark edilince içselleşen bir deneyimdir. Ve bazı dönüşümler, yalnızca bu acının içinden geçerek mümkün olur.
Kimi zaman sorulması gereken şey şudur: Bu acıdan nasıl kurtulurum değil; bu acı bana neyi gösteriyor?
Bazen insan, acıya değil; acının taşıdığı anlama dokunabildiğinde hafiflemeye başlar.
Ve bu yolculuk, tek başına başlasa da eşlik eden bir bakışla daha derinleşebilir.