Psikolojik danışmanlık randevusu almak için iletişime geçiniz.

İçimizdeki Eleştirmen

Süperego’nun Gölgesinde Yaşamak

Bazen içimizden bir ses yükselir. Sessiz bir yargıç gibi davranır; yeterince çalışmadığımızı, daha iyisini yapabilecekken durduğumuzu, düşüncelerimizin “yakışıksız”, duygularımızın “abartılı” olduğunu fısıldar. Bu ses dışarıdan gelmez. Ama dış dünyanın izlerini taşır. İçselleştirilmiş bakışlar, öğretmenler, ebeveynler, toplumun beklentileri… Hepsi birleşip bir iç figür haline gelir: süperego.

Psikanalitik kuramda süperego, çocuklukta benliğe eklemlenen ilk yasalar ve değerlerle oluşur. Ancak zamanla bir iç otoriteye dönüşür. Başta düzen sağlayıcı olan bu yapı, zamanla bireyin hareket alanını daraltabilir. Eleştirir, kısıtlar, utandırır. Kendilik gelişimi yeterince desteklenmediyse, süperego büyür, güçlenir, yer yer zalimleşir. Kendi içimizde var ettiğimiz bir tür ahlaki “üstben”, yaşamın akışına karşı sert bir bariyer haline gelir.

İçimizdeki eleştirmenin sesini tanımak kolay değildir. Çünkü o, genellikle bizim sesimizle konuşur. Onu dinlediğimizde kendimizi “gerçekçi”, “sorumlu”, “yetişkin” hissederiz. Oysa çoğu zaman bu ses, içsel özgürlüğümüzü bastıran, denemeye cesaret eden yanlarımızı susturan bir denetleyiciye dönüşmüştür. Süperegonun gölgesi bazen o kadar baskındır ki, arzularımızı dile getirmek bile bir suç hissiyle birlikte gelir.

Bu yazı bir isyan çağrısı değil. Süperego’yu düşmanlaştırmak, kendi iç yapımıza savaş açmak olurdu. Bu yazı, daha çok bir fark etme ve dönüştürme çağrısı. İçimizdeki eleştirmeni fark ettiğimizde; onun hangi deneyimlerden, hangi hayal kırıklıklarından, hangi sevgiye açılmamış anlardan doğduğunu görebiliriz. Bu farkındalık, onu susturmak değil, onu dönüştürmek için bir başlangıçtır. Çünkü süperegonun da bir hikâyesi vardır: Bir çocuğun kabul edilme, sevilme ve ait olma arzusu üzerine yazılmıştır.

Psikodinamik süreçte bu iç sesle yüzleşmek cesaret ister. Çünkü onu dönüştürmek, aynı zamanda ona kimlerin sesini verdiğimizi de fark etmeyi gerektirir. Ve bazen bu seslerin sahipleri, sevdiklerimizdir. Bazen bu sesler, artık olmayan ama bizde iz bırakan figürlerdir.

Süperego’nun gölgesinden çıkmak; bir eksikliği telafi etmek değil, bir bütünlüğe ulaşmak anlamına gelir. Kendimize yönelttiğimiz sertlikten, anlayışa; yargıdan, merak edene; cezalandırmadan, kapsayana geçmeyi içerir.

Çünkü bir insanın kendine yönelttiği ses değişmeden, dünyaya yönelttiği bakış da değişemez.

Bazen bu dönüşüm, tek başına yürümek yerine, eşlik eden bir bakışla daha derin ve kalıcı hale gelir.