Psikolojik danışmanlık randevusu almak için iletişime geçiniz.

Psikolojik Dayanıklılık: Güçlü Olmak mı, Esnek Kalmak mı?

Hayat, çoğu zaman öngöremediğimiz değişimlerle, kayıplarla ve belirsizliklerle dolu bir akışa sahiptir. Böyle zamanlarda sıkça sorulan sorulardan biri şudur: Ayakta kalabilmek için güçlü olmak mı gerekir, yoksa esnek kalmak mı?

Geleneksel anlamda güç kavramı, dik durmak ve zor koşullara rağmen kırılmamak gibi algılanır. Ancak psikolojik dayanıklılığın gerçek doğası, yalnızca direnç göstermekten ibaret değildir. Asıl dayanıklılık, değişen şartlara uyum sağlayabilmekte, yani gerektiğinde esneyebilmekte yatar.

Bir ağaç düşünelim: Kuvvetli bir fırtınada en sert, en katı ağaçlar devrilir. Oysa esnek dallara sahip ağaçlar, rüzgârla birlikte hareket eder ve hayatta kalır. Psikolojik dayanıklılık da benzer bir esnekliği içerir. Bazen sabit fikirleri, katı beklentileri, “hep güçlü olmalıyım” düşüncesini bırakabilmek, gerçek bir içsel gücün göstergesidir.

İnsan hayatı doğrusal ilerlemez. Kimi zaman işler yolunda giderken, bir anda beklenmedik bir kayıp ya da kırılma yaşanabilir. Dayanıklılık, bu anlarda duyguları bastırarak değil, duyguların içinden geçerek ve yeni durumlara uyum sağlayarak gelişir.

Örneğin, uzun süredir çalıştığı işten ani bir şekilde ayrılmak zorunda kalan biri, duygusal bir çöküntü yaşamamak için “Ben güçlüyüm, bana bir şey olmaz” diyerek hislerini bastırmaya çalışabilir. Oysa bir durup hayal kırıklığını, korkusunu, hatta öfkesini hissetmek ve bu duygularla kalarak yeni bir yön çizmeye çalışmak, çok daha derin bir psikolojik dayanıklılık örneğidir.

Başka bir örnekte, hayatında çok sevdiği birini kaybeden bir kişi, “güçlü olmalıyım” inancıyla yasını erteleyebilir. Fakat gerçek dayanıklılık, zaman zaman ağlamayı, duraksamayı, hatta bir süre hayatın ritminden geri kalmayı kabul edebilmekten geçer. Çünkü psikolojik dayanıklılık, duygularla savaşmak değil, duygulara eşlik edebilmektir.

Dayanıklılığın yalnızca kişisel düzeyde değil, ilişkilerde de bir karşılığı vardır. Yakın ilişkilerde zaman zaman yaşanan hayal kırıklıkları, kırgınlıklar veya çatışmalar, ilişkilerin sınandığı anlardır. İlişkiyi sürdürebilmek için sadece dik durmak yetmez; esneyebilmek, değişebilmek ve bazen yeniden başlamak da gerekir.

Örneğin, bir dostlukta yaşanan bir yanlış anlaşılmadan sonra ya tamamen geri çekilmek ya da görmezden gelmek kolay yollar gibi görünebilir. Oysa gerçek dayanıklılık, hem incinmiş hisleri hem de ilişkiye olan bağlılığı aynı anda taşıyabilmek ve yeni bir iletişim dili kurabilmektir.

Psikolojik dayanıklılık, zorluklar karşısında çözülmemek değil, çözülüp yeniden şekil alabilmektir. İnsanın kırıldığı yerler, aynı zamanda yeni bir güç kaynağı da olabilir. Bunu reddetmeden, zayıflıklarımızı dramatize etmeden ve kendimizi küçük düşürmeden kabul edebilmek, hayatla daha olgun bir bağ kurmanın kapılarını aralar.

Esneklik, zayıflık değil; içsel bir olgunluk göstergesidir. Hayatın değişken doğasına karşı sert bir duvar örmek yerine, o dalgaların içinde dengemizi koruyarak ilerleyebilmek, gerçek bir içsel direncin işaretidir.

Ve en önemlisi, dayanıklılık herkes için farklı bir şekil alabilir. Kimi için ayağa kalkmak, kimi için bir süre yere oturup beklemek, kimi içinse yeni bir yol çizmek anlamına gelebilir. Önemli olan, her seferinde kendi iç ritmimizi bulabilmek ve kendi duygusal kapasitemizi tanıyabilmektir.

Dayanıklı olmak, kusursuz olmak anlamına gelmez. Dayanıklı olmak, hayatın iniş çıkışlarında kendi bütünlüğümüzü koruyarak ilerleyebilmektir.

“Gerçek dayanıklılık, rüzgârı durdurmaya çalışmakta değil, rüzgârla birlikte yön değiştirebilmekte yatar.”